Yunanistan’da Batı Nil virüsüne bağlı ölümler çift haneli rakamlara ulaşırken, merkezi sinir sistemi etkilenen hasta sayısı 200’ü aştı. Oxford Üniversitesi İmmünoloji Profesörü Petros Ligoxygkakis, önümüzdeki haftalarda yeni vakaların görülme riskinin sürdüğünü belirterek salgınlarla mücadelede insanlarda hastalık ortaya çıkmadan önce riskli bölgelerin belirlenmesi gerektiğini söyledi.
“Kaydedilen vakalar buzdağının görünen kısmı”
Ligoxygkakis, Batı Nil virüsü enfeksiyonlarının yaklaşık yüzde 80’inin belirti vermeden geçirildiğini, yüzde 1’den daha azının merkezi sinir sistemini etkileyen ağır hastalığa dönüştüğünü belirtti.
Bu nedenle hastanelere ulaşan ağır vakaların gerçek enfeksiyon sayısının yalnızca küçük bir bölümünü gösterdiğini söyleyen uzman, mevcut tablonun “çok büyük bir buzdağının görünen kısmı” olduğunu ifade etti.
Yaşlılarda risk neden daha yüksek?
Özellikle 80-90 yaş grubundaki kişilerin ağır hastalığa daha açık olmasının bağışıklık sisteminin yaşlanmasıyla bağlantılı olduğu belirtildi.
Ligoxygkakis, yaş ilerledikçe viral enfeksiyonlarla mücadelede görev alan bazı bağışıklık hücrelerinin yenilenme kapasitesinin azalmasının yaşlıları yalnızca Batı Nil virüsüne değil, diğer viral hastalıklara karşı da daha savunmasız hale getirdiğini söyledi.
Salgın başlamadan riskli bölgeler belirlenebilir
Uzmanlara göre mücadelede yalnızca sivrisinek ilaçlamasına güvenmek yeterli değil. Sivrisinek popülasyonlarının, üreme alanlarının ve virüsün böceklerdeki varlığının sürekli takip edilmesi gerekiyor.
Sıcaklık, yağış, durgun su alanları, sivrisinek yoğunluğu, geçmiş vakalar, toplumdaki bağışıklık düzeyi ve kuşlar gibi virüs rezervuarlarından elde edilen verilerin matematiksel modellerde birleştirilmesiyle bir sonraki salgın bölgesinin önceden tahmin edilebileceği belirtiliyor.
Virüs Yunanistan’da kalıcı hale gelmiş olabilir
Ligoxygkakis, Batı Nil virüsünün Yunanistan’da endemik hale gelip gelmediğinin de araştırılması gerektiğini söyledi.
Bunun için epidemiyolojik çalışmalar yapılması ve toplumdaki antikor düzeylerinin incelenmesi gerektiğini belirten uzman, düzenli sivrisinek takibinin de riskin hangi bölgelerde ve ne zaman yükseldiğini göstermede kritik olduğunu vurguladı.
Aşı yok, özel tedavi bulunmuyor
Batı Nil virüsüne karşı genel kullanımda bir aşı veya hastalığın ağırlaşmasını doğrudan engelleyen özel bir antiviral tedavi bulunmuyor.
Ligoxygkakis, mRNA teknolojisinin gelecekte yüksek koruma sağlayabilecek bir Batı Nil aşısının geliştirilmesinde önemli bir araç olabileceğini ifade etti.
2035 için Güney Avrupa uyarısı
Sivrisineklerin acı su koşullarına uyum sağlayabilmesinin hastalıkların gelecekteki yayılım alanını genişletebileceği belirtiliyor. Bu özelliğin genetik bir değişim olduğunun ortaya çıkması halinde, deniz seviyesindeki yükselmeyle birlikte kıyı ve ada bölgelerinde sivrisineklerin çok daha geniş alanlara yayılabileceği değerlendiriliyor.
Ligoxygkakis, iklim değişikliği ve arazi kullanımındaki değişikliklerin mevcut hızla sürmesi halinde sivrisinek kaynaklı hastalıkların 2035’e kadar yalnızca Yunanistan’da değil, İtalya, Güney Fransa ve İspanya dahil Güney Avrupa’nın geniş bölümünde endemik hale gelebileceği uyarısında bulundu.
Kaynak: NationalTurk












