Fatih Tekke üzerinden antrenör aklının eleştirisi

Antrenörlük sadece saha içi organizasyonlarla ilgili birikimleri futbolcular üzerinden bir sistem içinde sahaya yansıtmak değildir.
Saha içi kadar önemli olan, saha dışındaki paydaşları ve süreci yönetebilmektir. Yabancı kültürleri yönetmek, yıldız oyuncuları yönetmek, tüm takımı bir bütünlük içinde tutarak yönetmek, çıkabilecek krizleri yönetmek…
Bunların hepsi belirli donanımlara ihtiyaç duyar.
Entelektüel bir yapıya, haliyle bilgiye ve en önemlisi vizyona ihtiyaç vardır.
Bunlardan birinin bile olmaması, takımın kalite boyutu ne olursa olsun sorunu tetikler ve en kırılgan anda ortaya çıkarak birtakım değişimlere neden olabilir.
Fatih Terim ve Şenol Güneş dahil olmak üzere, tüm yerli antrenörlerin bu yönetim unsurları içinde muhakkak bir sorunu olmaktadır.
Antrenörlük, futbolculuktan ayrı ve farklı bir meslek olmasına rağmen, tüm yerli antrenörler futbolculuk hayatlarındaki örnekler ve etkileşimler üzerinden kendilerine bir antrenörlük formasyonu hazırlamaktadırlar. Bu durum, birçok sorunu da beraberinde sürecin içine taşımaktadır.
Futbolun siyasi kurgusuna ve politik etkisiyle bunun üzerinden sağlanan avantajlara girmeden süreci tanımlamaya çalışacağım. Çünkü bu da ayrı bir yazı konusudur.
“Rant” kurgusuna sahip olan futbolun parasal etkisi, antrenörlük mesleğinin tamamlanması gereken donanımları bertaraf ederek sürecin içine girmekte ve bu paylaşımın paydaşlarından olma dürtüsü içinde, eksiklerle kurulan iletişim neticesinde pozisyon almalarını zorunlu kılmaktadır. Bu zorunluluğun tanımını “doğru” olarak betimlemek büyük hata olur.
Bu profil içindeki yerli antrenörlerin eksiklikleri, yönetim eksiklikleriyle ve özellikle takım mühendisliği üzerinden yapılanmadaki yanlışlıklarla birleşerek sorunları tetiklediği gibi, yapılan hataların faturasının da antrenöre kesilmesine neden olmaktadır.
Bu kısır döngü artık Türkiye futbolu içinde bir yöntem haline geldi ve tüm spor kamuoyu tarafından da benimsendi.
Haliyle artık antrenörler, her olumsuzlukta yaşayacakları bu yöntemin sonuçlarına maruz kalacakları için neredeyse her olumsuzlukta önlem almaya çalışmaktadırlar.
Acı ama gerçek bu…
Tabii ki yabancı antrenörler de bundan nasibini almakta. Unutmayın, Del Bosque böyle bir yöntem üzerinden kovuldu.
İşte Fatih Tekke süreci buna çok iyi bir örnektir.
Süreci yönetememe nedenleri, içindeki eksiklikleri gereksiz söylemlerine ve Ferencváros maçı sonrası hiç gereği yokken istifasına neden olacak bir “önlem alma” kaygısıyla hareket etmesine neden oldu. Aslında ona baktığınız zaman bunun bir zorunluluk olduğunu da görebilirsiniz.
Takım kurma mühendisliğinin, Salah ayrıntısının kendisinin dışında gelişmesi ve bunu yönetme krizini yaşayacağı baskısını hissetmesi; onu yalnızlığa ve başarısız olma kaygısının içine iterken, sonuca ve skora bağlı beklentilerdeki sorunlar ister istemez onun aleyhine gelişmelere neden oldu.
İletişim sorunları yaşamasının temel dayanağı, entelektüel sorunları ve kullanacağı kelime haznesindeki sıkıntılarıdır. Doğrudan başından konuşmak yerine konunun sonuna girerek tartışılması konusunda kapı aralaması, ilk kırılganlıkta istifa etmesine veya gönderilmesine neden olacağının açıkça göstergesiydi.
Kulüpteki iletişim sorunu, Fatih Tekke’deki iletişim sorunu; takıma, yönetime ve kendisine zarar verdi. İlk mağlubiyette -bu Amedspor değil, hangi maç olursa olsun- bu sonuca mahkûmdu.
Kulüplerdeki transferler ya kulübün kurumsal kimliği üzerinden ilerler ya başkanın inisiyatifinde yürür ya da antrenöre bırakılarak antrenörün oynatacağı sistem üzerinden gerçekleştirilir.
Bizde ise maalesef menajerler ve başkan üzerinden ilerlemektedir. Bu durumda en başta takım ve antrenör mağdur olmaktadır.
Menajerler, takımın mevki ihtiyacına göre oyuncu profili belirlemek yerine, kendi ellerindeki oyuncuyu o mevkiye tanımlayarak işi bilmeyen başkanları ikna eder ve transferi gerçekleştirir. Bunun sonucundaki olumsuzluğun kurbanı ise antrenör olur.
Antrenörün kendi eksiklikleri de bunun tamamlayıcı unsurları hâline gelir.
Siyasetin etkisiyle Salah transferinin yarattığı etki, mevkilere göre yeteneklerin bütüncül taktiksel oyuna olumsuz etkisi ve Fatih Tekke’nin süreci yönetecek donanımlara sahip olmaması, Trabzonspor için krizi çok erken tetikledi.
Herkes kendi payına düşeni alıp bununla yüzleşmeli.
Neyin doğru olması gerektiği üzerine ancak o zaman sağlıklı bir tartışma yaşanabilir.
Müslüm Gülhan – NationalTurk
Kaynak: NationalTurk



