“Bu jenerasyon çok iyi bir jenerasyon. Bu çocukları Montella’yla falan heba etmeyin, yazık oluyor.”
Sergen Yalçın bu sözü söylerken “Türk” kimliğini öne çıkararak bir farkındalık yaratmaya çalışmış.
Futbolun içinde ister antrenör ister yönetici olarak yer alınsın, diğer paydaşlarda olduğu gibi öncelikle etik ve ahlaki kurallara saygı esastır. Bu kurallar evrensel değerlere sahiptir; çünkü futbol küresel bir oyundur. Yöresel bakış açısı futbola bir vizyon katmayacağı gibi, belirli sınırlar içine sıkışıp kalmasına neden olur.
Sergen Yalçın, antrenörlük kariyerinde yıllarca onlarca yabancı futbolcuyla çalıştığı gibi bazılarının transferine de öncülük etmiştir ki bu son derece doğal bir durumdur. Bu noktada kimlikle ilgili bir tutum takılmak anlamsız olduğu gibi, yabancı bir antrenörün Milli Takımı da çalıştırması da abes değildir.
Beşiktaş Kulübünde yetişen biri olarak belirli kurumsal kurallara sahip olması kaçınılmazdır. Ancak bunları uygulamak, özellikle de özel hayatındaki disiplinsizlik nedeniyle bu kurguları bertaraf etmek, ne yazık ki yaptığı birçok şeyi boşa çıkarmaktadır.
Bir antrenörün başka bir antrenör üzerinden, özellikle de kimlik eksenli bir değerlendirme yapması ve aktif antrenörken meslektaşlarını ve futbolcuları bağlayan açıklamalarla yorumculuk yapması meslek etiğine aykırıdır.
Sergen Yalçın, belirli prensipler üzerinden oyun oynatan bir antrenördür. Beşiktaş’ı şampiyon yaptığı dönemde iyi bir performans ortaya koydu. Fakat sürekliliği olan bir antrenör değil. Mücadele etme ve emek odaklı bir irade ortaya koyma cesaretine ve kültürel birikime sahip değildir. Bu durum, aynı zamanda dünyayı nasıl algıladığıyla da ilgilidir. İşte tam bu noktada, savunma mekanizmasının “Gerek yok” diyerek arka plana attığı “eğitim” faktörü ortaya çıkıyor.
Muhakkaktır ki o da kendini “hayat üniversitesi” üzerinden tamamlamıştır!
Eğitim ve öğretim, insanın kendini tamamlama sürecinin altyapısıdır. Sol ayağının kalitesi diğer eksiklikleri bir yere kadar idare eder ama bu noktada pek bir kıymeti kalmaz.
Antrenörlüğüne bir vizyon katması ve prensiplerini bir felsefeye oturtması ancak bu eğitim süreciyle mümkündür. Aksi takdirde, sadece hayatındaki iş ilişkilerinden ve yer aldığı ortamlardan edindiği kadarıyla bir kurgu oluşturmaya çalışır ki bu da içinde birçok eksiklik ve kırılma barındırır.
Türkiye’de futbolun gelişim süreci maalesef olumsuz yönde ilerliyor. Başarı odaklı ve skora yönelik beklentiler, futbolcuların gelişim süreçlerini altyapıdan itibaren heba etmektedir. Milli Takım’da yurt dışında yetişen (lejyoner) futbolcular ile yerli futbolcular arasındaki makas giderek açılmaktadır. Temel teknik becerilerdeki eksiklikler maalesef maçların kaybedilmesine neden olmaktadır. Bu kadar büyük bir sorun konuşulup tartışılmadan -orta ve uzun vadede- bir şeylerin değişip düzelmesi mümkün değildir. Bu durum Montella’yı da Sergen Yalçın’ı da aşan bir meseledir.
Çocukları kurtarmak tam olarak bu noktadan başlamalıdır. Kötü müfredatın tarifi olmaz ama insana verdiği zararın telafisi de olmaz.
Bununla yüzleşmesi gereken kişi Sergen Yalçın’dır. Umarız ki bu kıyaslamayı yapabilir.
Müslüm Gülhan – NationalTurk
Kaynak: NationalTurk












